Osmanlı Devletinde Tarihçilik
13. yüzyılın sonlarında Anadolu’nun kuzeybatısında kurulan Osmanlı beyliği’nin dili Anadolu Selçuklu Devleti’nin aksine tamamıyla sade idi. Ama devlet büyüdükçe dil de yavaş yavaş Arapça ve Farsçadan kelimler alarak zenginleşmiştir. Buna paralel olarak kuruluş döneminde tarihçiliğin tam bir kronolojik tarih yazmaktan ziyade, okuyanları eğlendirmeye ve eğitime yönelik olduğu görülmektedir. Anadolu Selçuklu Devleti devrinde sultanların ve Türkmen Beylerinin saraylarında tarih-hanlar ve menkıbeler okuyan halk şairleri mevcuttu. Osmanlılarda bu geleneği devam ettirmişlerdir. Gazavatname formundaki tarihi eserlerin tahtan çekilen sultanın gururunu okşamak ve edebi zevkini tatmin etmek için yüksek sesle okumak için yazıldığı görülür.
Germiyanoğulları Osmanlı topraklarına ilhak edilince Germiyanoğullarındaki devlet adamları ve âlimler de Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmiştir. İşte ilk Osmanlı tarihçisi olarak nitelendirilen Şair Ahmedî de bu esnada 1. Beyazıd’ın oğlu Süleyman Çelebi’nin maiyetine katıldı. Şair Ahmedî’nin Süleyman Şah için hazırladığı İskendernâmesi’nin sonuna eklediği “Dâsitân-ı Tevârih-i Âl-i Osman” en eski Osmanlı tarihidir. Eseri daha sonraki Osmanlı tarihçilerine örnek teşkil etmiştir.
14. yüzyılda Ahmedî’nin eserinin dışında Hz. Adem’den itibaren peygamberlerin ve halifelerin listelerini kapsayan bir girişle başlayan Selçuklu, Osmanlı ve Karamanlı soylarına ait önemli olayların kayıt edildiği tarihi takvimlerin de düzenlendiği görülmektedir. Genel olarak Osmanlı Devleti’nin kurulduğu bu asırda Anadolu tarihi hakkında İslam kaynakları yetersizdir. Anadolu’da yazılmış olan kaynaklardan en önemlileri ise Mahmud b. Muhammed Aksarayi’nin Musamarât al Ahbâr’ı, Niğdeli Kadı Ahmed’in Al Valad-al Şafik’i ve Astarabadlı aziz b. Ardaşir’in Bezm-ü Rezm adlı eseridir .
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu anlatan eserlerin büyük bir kısmı olayların anlatıldığı devirleri yaşamamış kişiler tarafından kulaktan kulağa duyulanların yazılmasıyla meydana gelmiştir. Yahşi Fakih menakıbnâmesi bunlardan biridir ve kendisinden sonra gelen birçok yazarın eserlerine kaynak olmuştur. Bu eserlerden birisi de Âşık Paşazade’nin Tevârih-i Âl-i Osman’dır. Bu eser menakıb üslubuyla kaleme alınmış olup halkın ve askerlerin psikolojisini yansıtmaktadır. Âşık Paşazade tarihi tertip ve üslup yönünden nesir tarzında kaleme alınmış olmasına rağmen verdiği bilgiler yönünden Osmanlı tarihinin en kıymetli tarihi kaynakları içersinde yer alır. Âşık Paşazade kronik bir şekilde tarih yazmaktan ziyade okuyanlarını dinleyenlerini eğlendirmek ve eğitmek olduğu görülür.
1. ve 2. Murat zamanında Türkçe tarih yazıcılığındaki üstünlüğünü devam ettirmiştir. Anadolu’da daha önce Arapça ve Farsça yazılan eserler Türkçeye çevrilmiştir. Nitekim bu suretle de 1424’ten itibaren Osmanlı tarih yazıcılığı ortaya çıkmıştır. Bunun ilk örneği de Yazıcıoğlu Ali’nin “El- Avâmirü’l Alâiyye fi’l
Umûri’l Alâiyye”dir. Bu eser sonradan tarih yazan herkese kaynaklık edecektir. Fakat Timur’un Ankara Savaşı’yla Osmanlı
devletini yenilgiye uğratması ve ülkeyi yağmalaması her alanda olduğu gibi tarihçilik alanında da bir duraklamaya sebep olmuştur.
Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Rönesans’ını yaşamış her alanda olduğu gibi tarihçilik alanında da yeni yapılanmalar meydana gelmiştir. Bu devirde eski eserlerin tercümelerinin yanı sıra Fatih ve İstanbul’un fethiyle ilgili birçok yeni eser kaleme alınmıştır. Tursun Bey’in “Tarih-i Ebu’l Feth”i, Ebu’l Hayr’ın “Fetihnamesi” ve ayrıca birçok anonim eser hep bu devirde meydana gelmiştir. Yine Fatih devrinde Oruç b. Adil tarafından şimdiye kadar bilinen en eski mensur Osmanlı tarihi yazılmıştır. Fatih devrinin önemli simalarından olan Karamani Mehmed Paşa Osmanlı tarihi üzerine Arapça olarak iki kısımdan oluşan bir risale yazmıştır.
Kuruluş devri Osmanlı tarihçiliğine genel olarak bakıldığı zaman tarihçiliğin bir takım sorulara cevap bulmak amacıyla başladığı ve ayrıca kuruluş ve ilk yıllara dair haberler ihtiva eden eserler olduğu görülür. Bununla birlikte kuruluş devri hakkında bilgiler ihtiva eden eserlere bakılınca bunların o devirde değil daha sonra yaklaşık yüz yıl sonra yazılmış olduğu görülüyor. Genel olarak 15. yüzyıldan önceki Osmanlı tarih yazıcılığı, basit tasvir şeklinde olup “Neden”i arama ihtiyacı bu yüzyılın sonuna kadar görülmez ilk zamanlar yazılan eserler birbiriyle alakası olmayan destansı ya da acemice yazılan eserlerdir.
2.Beyazıd devri’yse Osmanlı tarih yazıcılığında yeni bir çağın başlangıcıdır. Bazı tarihçilere Osmanlı tarihi yazımı görevini vermiştir. Bunlardan ilki İdris-i Bitlisi başlangıçtan 2. Beyazıd Dönemi’ne kadar olan olayları kapsayan “Heşt Behişt” adlı eserini iki buçuk yılda tamamlayarak padişahın emrini yerine getirmiştir. Bitlisi’ye kadar Türkçe hâkimken bu devirden sonra İran tarihçiliği hâkim olmuş ve yeniden Farsça tarihler yazılmaya başlanmıştır
2. Beyazıd daha sonra halkın anlayabileceği şekilde sade bir dille ifade edilen bir eser yazılmasını istemiştir. Kemal Paşazade 2. Beyazıd’ın emrini yerine getirmek için sürekli olarak seyahat etmiş ve “Tevârih-i Âl-i Osman” adlı eserini Türkçe olarak yazmıştır. Bu eser ilk büyük Osmanlı tarihi olarak kabul edilir. Bu eser Osmanlı tarihçiliğinin kaynak sorunu hakkında da önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Ayrıca Kemal Paşazade Osmanlı tarihini genel Türk tarihi içerisinde gören ilk Osmanlı tarihçisidir.
16. yüzyılda Tevârih-i Âl-i Osman yazmak moda haline gelmiş ve sadece tarihçiler değil edebiyatla, İslami bilimlerle, coğrafya ile hatta bazen tıpla bile meşgul olan çok yönlü insanlar Osmanlı tarihi yazmışlardır. Ayrıca bazı devlet adamlarının da Osmanlı tarihi yazdığını görüyoruz.
16. yüzyılda Mısır ve Suriye’nin fethinden sonra yavaş yavaş Arap tarihçiliği Osmanlı ülkesine girmiştir. Mısır ve Arap tarihçiliğinin etkisine giren Osmanlı yazarlar Salimnameler yazmaya başlamışlardır. Salimnameler genelde Türkçe, Arapça ve Farsça olarak kaleme alınmıştır.
16. yüzyıl Osmanlı tarih yazıcılığı içerisindeki önemli bir bölüm de ulemadan kimselerin hayatını anlatan eserler olan Tercüme-i Haller’dir. Bu eserlerde âlimlerin kimin yanında ders gördükleri kesinleştirilmeye çalışılıyordu. Buradaki amaç ilmi bilginin kesintisiz nesilden nesile aktarılmasını sağlamaktır. Genelde içerik bell bir kalıba göre hazırlanmakta, söz konusu kişinin birlikte çalıştığı hocalar, yaptığı görevler, eserleri ve son günleri hakkında bilgi verilmekteydi. Osmanlı topraklarında yazılmış ilk örneği, Sehi Bey’in Tezkire’sidir.
17. yüzyıl Osmanlı tarih yazıcılığı deyince akla ilk önce Kâtip Çelebi gelir. Hacı Kalfa olarak tanınan Kâtip Çelebi; Fezleke, Cihan-nüma ve Keşfü’z zunun adlı eserleriyle 17. yüzyıla damgasını vurmuştur. Kâtip Çelebi; Avrupa ile Osmanlı dünyası arasında bilimde meydana gelen açığı fark eden Müslüman entelektüelidir.
Tarihin önemini Arapça Fezlekesi’nin başında belirtirken kendisinden önceki tarihçilerden nakillerle bulunarak onların bu husustaki fikirlerine de yer vermiştir. Tarihin konusunu anlatırken de bunun; peygamberlerden, evliyadan, ölümlerden şairlerden, hükümdarlardan vs. den gelip geçmiş kişilerden bahsetmek olduğunu belirtir. Kâtip Çelebi eserlerinde uzun bir hazırlık devresinden sonra bol malzemeye ve mükemmel örneklere dayanarak üstün zekâsıyla olayları tahlil etmiştir.
17. yüzyıldaki bir başka Osmanlı tarih yazarı da İbrahim Peçuylu’dur (Peçevi). Peçevi Tarihi 926–1049/ 1520–1640 yılları arası için Osmanlı tarihinin en önemli kaynaklarındandır. Peçevi eserinde kendisinden önceki olayları; çeşitli kaynaklara, eski gazilerin ve devlet adamlarının hatıralarına dayanarak yazmıştır. 3.Mehmet’in tahta çıkışından itibaren ise bizzat hadiselere şahit olmuştur. Peçevi Macar tarihinden de yararlanmıştır. Bu bakımdan yabancı kaynaklara da bakan ilk Osmanlı tarihçisi olması gerekmektedir. İbrahim Peçevi’den sonra gelen Kâtip Çelebi ve Evliya Çelebi onun eserlerinden yararlanmıştır. İbrahim Peçevi tarihinde bazı fıkraları kaydetmiş, matbaanın icadından Osmanlı ülkesine kahve ve tütünün girmesinden, Atilla ve İskitlerden bahsetmiştir.
16. ve 17. yüzyıl Osmanlı tarih yazıcılığında rivayetçi tarih yaklaşımının en belirgin dönemidir. Özellikle 17. yüzyılın tarihçileri çöküş dönemi tarihçileridir.
18. yüzyılda Osmanlı tarih yazıcılığında vak’anüvislik ortaya çıkmıştır. Vak’anüvis Osmanlı merkez teşkilatında vazifeli devlet tarihçisine verilen unvandır. Vak’anüvisler kendilerinden önce yazılanların telifine memur edilmişlerdir.18. yüzyıldan önce Vak’anüvislik yerine Şayhnâmenüvislik denilen bir memuriyet bulunmaktaydı.
19. yüzyılda ilim ve tekniğin gelişmesi sonucunda Batı’da belirmeye başlayan Osmanlı’da henüz emekleme çağında olan araştırmacı ve neden- nasılcı tarihçilik, ancak Kemal Atatürk tarafından Türkiye’ye getirilecektir. Ancak yine de 19. yüzyıl Osmanlı tarih yazıcılığının en önemli devridir. Bu yüzyılda Osmanlı tarih yazıcılığında vak’anüvis tarihleri, sefernâmeler, özel tarihler ve nümizmatik çalışmalarının yanı sıra sadece bu asra özel olmak üzere “Salname” adı verilen yeni bir tarih kaynağı ortaya çıkacaktır. Daha sonra “Nevsal” adını almış olan bu kaynaklar bir nevi şuan ki yıllıklar gibidir. İlk resmi Salname 1847 yılında Hayrullah Efendi, Ahmet Vefik Paşa ve Ahmed Cevdet Paşa’nın ortak çalışması sonrasında yayınlanmıştır.
Osmanlı tarih yazıcılığının en önemli kaynaklarından biri de seyahatnamelerdir. Seyyah deyince de şüphesiz akla Evliya Çelebi gelmektedir. 10 ciltlik Seyahatname’nin yazarıdır. Gezip gördüğü yerleri dolaştığı ülkeleri, şahit olduğu vakaları canlı birer tablo gibi tasvir etmiş ve usta kalemiyle tarihi olaylara adeta hayat vermişlerdir.
Tanzimat hareketleriyle birlikte Osmanlı örgütlerinin tümünde olduğu gibi tarih anlayışında da modernleşme meydana gelir. Bu dönemde tarih anlayışı dini mihverden haneden tarihi anlayışına doğru kaymıştır. Osmanlı hanedanı etrafında cins ve mezhep ayrımı gözetmeksizin bütün Osmanlı haklarını birleştirmeyi de amaç tutan bu tarih anlayışında ülküleştirilmek istenen, Hanedan veya Padişahtır. Tabi ki Padişah aynı zamanda Halife olduğu için Hanedan tarihi yanında dinsel tarih de devam etmiştir. Fakat bu fikir hareketlerinin gelişmesi Osmanlı aydınları arasında, ulusal tarih doğrultusunda bir eğilimin başlamasına neden olacaktır. Bu akım ilk zamanlarda itibar görmemesine rağmen daha sonra Macar oryantalistlerin etkisiyle yavaş yavaş gelişir.
19. yüzyıl sonunda tarihi ideolojisi Türkçülüğün önemli bir aşaması olmuştur. Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Zeki Veli Togan gibi Rusya’dan göç etmiş kişiler Türkçü tarih yazım akımının gelişmesine katkıda bulunacaklar ve hatta Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin tarih yazımında önemli bir aşama oluşturacaklardır.
3 Temmuz 2010 Cumartesi
OSMANLI DEVLETİ’NDE TARİHÇİLİK ANLAYIŞI
27 Haziran 2010 Pazar
RUMELİ MECİDİYE TABYASI VE ŞEHİTLİĞİ
MECİDİYE TABYASI
Eceabat’a 5 km mesafededir. II.Abdülhamit zamanında Asaf Paşa tarafından yaptırılmıştır. İnşa sebebi Boğaz tahkimatını güçlendirmek içindir. Topçu birliği için inşa edilmiştir.Yakınındaki tabyalar ise Hamidiye,Namazgah ve Değirmenburnu tabyalarıdır. Sadece Çanakkale muharebelerinde kullanılmıştır. Daha evvel hiç kullanılmamıştır.
Tabyada 4 adet 24 cm L35
2 adet 28 cm L22 Krupp topları vardır.
18 MART DENİZ SAVAŞINDAKİ GÖREVİ
18 Mart günü sabahı Fransız birlikleri ve ardından İngiliz birlikleri Boğaza girerek birer tabyayı kendilerine hedef seçerler. Mecidiye Tabyasının karşısında Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları tüm hızlarıyla bu tabyaya ateş yağdırıyordu. Bu tabyanın 40 eri düşman donanmasına engel olmaya çalışıyordu. Bir top mermisi Mecidiye tabyasının ortasına düşmüştü ve birçok asker şehit olmuştu. Sağ kalan erlerden Seyit Onbaşı kendine geldiğinde yanında Yüzbaşı Hilmi Bey ve arkadaşı Niğdeli Ali’den başkasını göremez. Denize baktığında Fransızların dev gemisi Ocean çevreye ateş etmeye devam ediyordu.Ama tabyada kullanılabilir tek top mermisi vardı. Diğerleri toprak altında kalmıştı.Yalnız tek talihsizlik bu değildi. Çünkü mermi kaldıran vinc de kırılmıştı. Bunun üzerine Koca Seyit 215’lik(275 kg)top mermisini kaldırarak topa sürmüş ve Ocean zırhlısını batırmıştır.
MECİDİYE ŞEHİTLİĞİ
Havuzlar şehitliğinden Kilitbahir Köyüne 1 km kala solda Mecidiye tabyasının yanındadır. Mecidiye tabyasından adını almış olan bu şehitlikte 18 Mart 1915 Muharebesinde savaşıp şehit olan Ispartalı Ali Çavuş,İvrindili İsmailoğlu Mehmet,Mustafaoğlu Süleyman ve 13 Türk Topçusu anısına yapılmıştır.
Şehitlik ilk kez 1919 tarihinde tesis edilmişse de 1969yılında “Çanakkale şehitleri abidelerine yardım derneği” tarafından bugünkü şekli verilmiştir.
Şehitliğin denize bakan yüzünde “Bu şehitlik T.Şehitleri İmar Cemiyeti ile Çanakkale şehitleri abidelerine yardım cemiyeti tarafından yaptırılmıştır 1969”yazmaktadır. Ayrıca top kabartması bulunmaktadır. Ön yüzünde ise “mecidiye şehitliği 18 Mart 1915 Boğaz savaşında bu tabyada şehit olanlar Ispartalı Ali Çavuş,İvrindili İsmailoğlu Mehmet, Mustafaoğlu Süleyman ve 13 arkadaşı burada yatar” yazmaktadır. Ayrıca top mermisi taşıyan Edremitli Mehmetoğlu Seyit Onbaşı’nın mermi taşıyan kabartması bulunmaktadır.
FEYZİ EFENDİ’NİN MEZARI
MEZAR TAŞINDAKİ OSMANLICA METİN
HÜV’EL-BÂKİ EL-BÂKİ
O kim Feyzi Efendi defter-i sabıkın itdi cellad-ı kaza zat-ı şerif-i nişan Akdeniz boğazının tamirine gitmiş idi virdi boğazın ele dâr-ı na’ime atdı can şüphesiz Seyyid imiş oldu Muharremde şehid Hak Teala kabrin eylasun ravza’i dar-u cina tevbeyi istiğfar idüb Kur’anı bir kere hatm idüb eyledi Hakka teveccüh cennete oldu revan döktü aynını katre’i eşkin didi tarihini eyledi Feyzi Efendi köy-ü ukbada mekan
F:20 Muharrem 1222 Miladi:30 Mart 1807
Mezar taşından anlaşıldığına göre İlmiye sınıfına mensuptur. Feyzi Efendi Mühendis ve Matematikçidir. Çanakkale’ye III.Selim zamanında boğaza topların yerleştirilmesi yani boğaz tahkimatı için gönderilmiştir. 1807’de İngiliz donanması Çanakkale boğazını geçip İstanbul’a girmiştir. Feyzi Efendi bu olayda başarılı olamadığı için III.Selim tarafından kellesi alınmıştır.
Kaynaklar
Kuruluşundan 700. yılında Osmanlı 1299-1923, Nesa Basın Yayın, Ekim 2001.
Çanakkale Bölgesinde Osmanlılar Döneminde Yapılan Kaleler ve Tabyalar, Kara Kuvvetleri Komutanlığı.
BAYRAK, M.Orhan, Çanakkale Savaşları, Bir Harf Yayınları, 2004.
UĞURLUEL, Talha, Gelibolu Yarımadası Çanakkale Gezi Rehberi Kaynak Yayınları, Mart 2005.
SAYILIR, Burhan, Çanakkale Savaşları ve Savaş Alanları Rehberi, Siyasal Kitapevi, Ocak 2007.
Eceabat’a 5 km mesafededir. II.Abdülhamit zamanında Asaf Paşa tarafından yaptırılmıştır. İnşa sebebi Boğaz tahkimatını güçlendirmek içindir. Topçu birliği için inşa edilmiştir.Yakınındaki tabyalar ise Hamidiye,Namazgah ve Değirmenburnu tabyalarıdır. Sadece Çanakkale muharebelerinde kullanılmıştır. Daha evvel hiç kullanılmamıştır.
Tabyada 4 adet 24 cm L35
2 adet 28 cm L22 Krupp topları vardır.
18 MART DENİZ SAVAŞINDAKİ GÖREVİ
18 Mart günü sabahı Fransız birlikleri ve ardından İngiliz birlikleri Boğaza girerek birer tabyayı kendilerine hedef seçerler. Mecidiye Tabyasının karşısında Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları tüm hızlarıyla bu tabyaya ateş yağdırıyordu. Bu tabyanın 40 eri düşman donanmasına engel olmaya çalışıyordu. Bir top mermisi Mecidiye tabyasının ortasına düşmüştü ve birçok asker şehit olmuştu. Sağ kalan erlerden Seyit Onbaşı kendine geldiğinde yanında Yüzbaşı Hilmi Bey ve arkadaşı Niğdeli Ali’den başkasını göremez. Denize baktığında Fransızların dev gemisi Ocean çevreye ateş etmeye devam ediyordu.Ama tabyada kullanılabilir tek top mermisi vardı. Diğerleri toprak altında kalmıştı.Yalnız tek talihsizlik bu değildi. Çünkü mermi kaldıran vinc de kırılmıştı. Bunun üzerine Koca Seyit 215’lik(275 kg)top mermisini kaldırarak topa sürmüş ve Ocean zırhlısını batırmıştır.
MECİDİYE ŞEHİTLİĞİ
Havuzlar şehitliğinden Kilitbahir Köyüne 1 km kala solda Mecidiye tabyasının yanındadır. Mecidiye tabyasından adını almış olan bu şehitlikte 18 Mart 1915 Muharebesinde savaşıp şehit olan Ispartalı Ali Çavuş,İvrindili İsmailoğlu Mehmet,Mustafaoğlu Süleyman ve 13 Türk Topçusu anısına yapılmıştır.
Şehitlik ilk kez 1919 tarihinde tesis edilmişse de 1969yılında “Çanakkale şehitleri abidelerine yardım derneği” tarafından bugünkü şekli verilmiştir.
Şehitliğin denize bakan yüzünde “Bu şehitlik T.Şehitleri İmar Cemiyeti ile Çanakkale şehitleri abidelerine yardım cemiyeti tarafından yaptırılmıştır 1969”yazmaktadır. Ayrıca top kabartması bulunmaktadır. Ön yüzünde ise “mecidiye şehitliği 18 Mart 1915 Boğaz savaşında bu tabyada şehit olanlar Ispartalı Ali Çavuş,İvrindili İsmailoğlu Mehmet, Mustafaoğlu Süleyman ve 13 arkadaşı burada yatar” yazmaktadır. Ayrıca top mermisi taşıyan Edremitli Mehmetoğlu Seyit Onbaşı’nın mermi taşıyan kabartması bulunmaktadır.
FEYZİ EFENDİ’NİN MEZARI
MEZAR TAŞINDAKİ OSMANLICA METİN
HÜV’EL-BÂKİ EL-BÂKİ
O kim Feyzi Efendi defter-i sabıkın itdi cellad-ı kaza zat-ı şerif-i nişan Akdeniz boğazının tamirine gitmiş idi virdi boğazın ele dâr-ı na’ime atdı can şüphesiz Seyyid imiş oldu Muharremde şehid Hak Teala kabrin eylasun ravza’i dar-u cina tevbeyi istiğfar idüb Kur’anı bir kere hatm idüb eyledi Hakka teveccüh cennete oldu revan döktü aynını katre’i eşkin didi tarihini eyledi Feyzi Efendi köy-ü ukbada mekan
F:20 Muharrem 1222 Miladi:30 Mart 1807
Mezar taşından anlaşıldığına göre İlmiye sınıfına mensuptur. Feyzi Efendi Mühendis ve Matematikçidir. Çanakkale’ye III.Selim zamanında boğaza topların yerleştirilmesi yani boğaz tahkimatı için gönderilmiştir. 1807’de İngiliz donanması Çanakkale boğazını geçip İstanbul’a girmiştir. Feyzi Efendi bu olayda başarılı olamadığı için III.Selim tarafından kellesi alınmıştır.
Kaynaklar
Kuruluşundan 700. yılında Osmanlı 1299-1923, Nesa Basın Yayın, Ekim 2001.
Çanakkale Bölgesinde Osmanlılar Döneminde Yapılan Kaleler ve Tabyalar, Kara Kuvvetleri Komutanlığı.
BAYRAK, M.Orhan, Çanakkale Savaşları, Bir Harf Yayınları, 2004.
UĞURLUEL, Talha, Gelibolu Yarımadası Çanakkale Gezi Rehberi Kaynak Yayınları, Mart 2005.
SAYILIR, Burhan, Çanakkale Savaşları ve Savaş Alanları Rehberi, Siyasal Kitapevi, Ocak 2007.
SEDDÜLBAHİR KALESİ
SEDDÜLBAHİR KALESİ (KALE-İ SULTANİYE) VE SEDDÜLBAHİR TABYASI
Seddülbahir Kalesi Rumeli kıyısında Gelibolu Yarımadası’nın Ege Denizi’ne bakan ucunda bulunmaktadır. Anadolu Yakası’nda tam karşısında bulunan Kumkale ile birlikte inşa edilmiştir.

1659’da Frenk Ahmet Paşa’nın Mimar Mustafa Ağa’ya yaptırmış olduğu kaledir.Kale yapımı için gerekli para Valide Hatice Sultan tarafından karşılandığı için kaleye Kale-i Sultaniye adı verilmiştir.
İnşa ediliş amacı: 1656’da Venedikliler Morto Limanı’ndaki donanmamızı yakarak Limni ve Bozcaada’yı ele geçirmişlerdir. Bu olay İstanbul’da korku ve paniğe neden olmuştur. Bunun üzerine Valide Turhan Sultan tarafından iş başına getirilen Köprülü Mehmet Paşa İstanbul’dan Gelibolu’ya geldi.
Burada hazırladığı bir filo ile 1657’de Çanakkale Boğazı’nda 3 gün süren bir deniz savaşının ardından Topçu Kara Ahmet Ağa’nın Venedik Amirali Moceniko’nun gemisine attığı bir gülle Venediklileri yenilgiye uğratmış ve Bozcaada’dan çekilmelerini sağlamıştır.
Bu savaşta mevcut kalelerin düşman saldırılarına yetmediği anlaşıldığından boğazın tahkimine başlanmıştır. Mimar Mustafa Paşa Frenk Ahmet Paşa yönetiminde faaliyete geçirilerek Rumeli kıyısında Seddülbahir Kalesi, Anadolu kıyısında Kumkale inşasına başlanmıştır.
Kale Çanakkale Savaşlarında Topçu Yarbayı Mecit Bey komutasında Ertuğrul Koyu’na İngilizler’in 19 - 25 Şubat 1915’te yaptığı çıkarmaya karşı koymuştur.
Çanakkale Boğazı’nı Adalar Denizi’nden gelebilecek tehlikelere karşı güvenlik altına almak için yaptırılan bu kale 25 Nisan 1915’te İtilaf kuvvetlerinin Gelibolu Yarımadası’na yaptıkları çıkartmadan sonra Fransızların karargahı haline gelmiş, 8/9 Ocak 1916 yılındaki tahliyeye kadar bu şekilde kalmıştır.
Fransızlar Kale içinde sağlık teşkilatları,subay ofisleri, mutfak, tamir atölyeleri gibi tesisler oluşturmuşlardır.
Seddülbahir Kalesi 14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gereken Kültürel Varlık” olarak tescil edilmiştir.
Kale içinde 4 tane bonet (tabya) bulunmaktadır. 2 tanesi tam karşısındaki Kumkale’ye bakmaktadır.Diğer ikisi Ertuğrul Koyu’na bakmaktadır. Askerlerin barınmasından cephane muhafazasına kadar birçok amaçla kullanılmıştır.
Hazırlayan: Semra Kasap
Kaynaklar
UĞURLUEL, Talha, Gelibolu Yarımadası Çanakkale Gezi Rehberi, Kaynak Yayınları, Mart 2005.
SAYILIR, Burhan, Çanakkale Savaşları ve Savaş Alanları Rehberi, Siyasal Kitapevi Yayınları, Ocak 2007.
Çanakkale Bölgesinde Osmanlılar Döneminde Yapılan Kaleler Ve Tabyalar,Kara Kuvvetleri Komutanlığı.
ÇAMOĞLU, Şemseddin, Çanakkale Boğazı ve Savaşı, Eski Muharipler cemiyeti Çanakkale Şubesi Yayınlarından Kurtulmuş Matbaası, İstanbul 1962.
Seddülbahir Kalesi Rumeli kıyısında Gelibolu Yarımadası’nın Ege Denizi’ne bakan ucunda bulunmaktadır. Anadolu Yakası’nda tam karşısında bulunan Kumkale ile birlikte inşa edilmiştir.

1659’da Frenk Ahmet Paşa’nın Mimar Mustafa Ağa’ya yaptırmış olduğu kaledir.Kale yapımı için gerekli para Valide Hatice Sultan tarafından karşılandığı için kaleye Kale-i Sultaniye adı verilmiştir.
İnşa ediliş amacı: 1656’da Venedikliler Morto Limanı’ndaki donanmamızı yakarak Limni ve Bozcaada’yı ele geçirmişlerdir. Bu olay İstanbul’da korku ve paniğe neden olmuştur. Bunun üzerine Valide Turhan Sultan tarafından iş başına getirilen Köprülü Mehmet Paşa İstanbul’dan Gelibolu’ya geldi.
Burada hazırladığı bir filo ile 1657’de Çanakkale Boğazı’nda 3 gün süren bir deniz savaşının ardından Topçu Kara Ahmet Ağa’nın Venedik Amirali Moceniko’nun gemisine attığı bir gülle Venediklileri yenilgiye uğratmış ve Bozcaada’dan çekilmelerini sağlamıştır.
Bu savaşta mevcut kalelerin düşman saldırılarına yetmediği anlaşıldığından boğazın tahkimine başlanmıştır. Mimar Mustafa Paşa Frenk Ahmet Paşa yönetiminde faaliyete geçirilerek Rumeli kıyısında Seddülbahir Kalesi, Anadolu kıyısında Kumkale inşasına başlanmıştır.
Kale Çanakkale Savaşlarında Topçu Yarbayı Mecit Bey komutasında Ertuğrul Koyu’na İngilizler’in 19 - 25 Şubat 1915’te yaptığı çıkarmaya karşı koymuştur.
Çanakkale Boğazı’nı Adalar Denizi’nden gelebilecek tehlikelere karşı güvenlik altına almak için yaptırılan bu kale 25 Nisan 1915’te İtilaf kuvvetlerinin Gelibolu Yarımadası’na yaptıkları çıkartmadan sonra Fransızların karargahı haline gelmiş, 8/9 Ocak 1916 yılındaki tahliyeye kadar bu şekilde kalmıştır.
Fransızlar Kale içinde sağlık teşkilatları,subay ofisleri, mutfak, tamir atölyeleri gibi tesisler oluşturmuşlardır.
Seddülbahir Kalesi 14 Kasım 1980 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından “Korunması Gereken Kültürel Varlık” olarak tescil edilmiştir.
Kale içinde 4 tane bonet (tabya) bulunmaktadır. 2 tanesi tam karşısındaki Kumkale’ye bakmaktadır.Diğer ikisi Ertuğrul Koyu’na bakmaktadır. Askerlerin barınmasından cephane muhafazasına kadar birçok amaçla kullanılmıştır.
Hazırlayan: Semra Kasap
Kaynaklar
UĞURLUEL, Talha, Gelibolu Yarımadası Çanakkale Gezi Rehberi, Kaynak Yayınları, Mart 2005.
SAYILIR, Burhan, Çanakkale Savaşları ve Savaş Alanları Rehberi, Siyasal Kitapevi Yayınları, Ocak 2007.
Çanakkale Bölgesinde Osmanlılar Döneminde Yapılan Kaleler Ve Tabyalar,Kara Kuvvetleri Komutanlığı.
ÇAMOĞLU, Şemseddin, Çanakkale Boğazı ve Savaşı, Eski Muharipler cemiyeti Çanakkale Şubesi Yayınlarından Kurtulmuş Matbaası, İstanbul 1962.
Etiketler:
kale-i sultaniye,
Korunmasi Gereken Kulturel Varlik,
seddulbahir nerededir,
seddulbahir tabyasi,
seddulbahir tarihi,
seddulbayir yapilis amaci,
Seddülbahir Tabyası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)